16 Ağustos 2012 Perşembe

Yeniliklerin Verdiği Yoğun ve Serin Mutluluklar ~

Bazen birazcık cesaret gerekiyor her şeye yeniden başlayabilmek için. Mesela uzun bir aradan sonra benim için bu yazıyı yazmak cesaret gerektiren bir şeydi. Çünkü günlerdir, haftalardır hatta diyebilirim ki aylardır ne yazmam gerektiğini düşünüp duruyorum. Hani yazmaya ara verdim ya dönüşüm muhteşem olmalı gibisinden. Ama hiçbir şeyin tam olarak mükemmel olmadığı bu hayatta sanırım benim üzerine titrediğim bu yazım mükemmel olabilir mi ? Bir şeylerin ucundan tutup başlamak gerekiyor dedim ben de ve başladım. İtiraf etmek gerekirse bu yazıyı da yazmayacaktım fakat bir arkadaşım bana ' Korkaklar sadece hayatı seyreder. Cesur ol !' dedi. İyi de söyledi. İyi ki de söyledi. Şahsen benim halen daha bu yazıyı yazmaya nasıl desem yüreğim yoktu. Aslında yürekten önce zamanım, sonra keyfim, sonra isteğim yoktu. Zaten bu saydıklarım sevdiğimiz her şeyi anlaşmalı gibi tek tek bizden almıyor mu ? Her neyse sonuç olarak şimdi buradayım. Yeniden yazmaya başladığım için çok mutluyum. Zaten yazmak beni mutlu ediyor. Mutlu etmekten ziyade üç paket çikolatayı aynı anda yemişim gibi, sıcak bir yaz gününde buz gibi bir havuza atlamışım gibi ve denizden çıktıktan sonra üzerimde hissettiğim o sımsıcacık güneş ve dalga sesleriyle beraber uyumak gibi bir şey :) Her neyse girişten çıkamadığımı fark ettim gelişmeyle beraber esas konuya gelecek olursak bu aralar yerleştirme sonuçlarını bekliyorum. Geleceğimle ilgili bir haber bu ve heyecanlandığım bir gerçek. Çünkü eğer burada kalırsam hayatımın liseden pek de farklı olacağını sanmıyorum. Ailemi sevmediğimden değil bu sadece nasıl desem,hani bir söz vardır kendi başıma hayatta kalabilme mücadelesi verme isteği benimkisi. Ve sonuçları beklerken ki duygular da var tabi. Ortada hiçbir şey yokken oluşan o korku, o belirsizlik , o telaş ! Allah kimsenin başına vermesin diyeceğim de şimdi bilmem kaç kişi de(800.000 galiba) benimle aynı duyguları paylaşıyor bir bilseniz .Onu geçtim bir de yakınların yorumları onlara tek tek açıklama yapmak beni çok yoracak.Nereye gidiyorsun ? Aaa orasımı ? Daha iyi bir yeri tutturamadın mı ? Cümleyi  en sonunda bir 'Hayırlısı.'eki ile kapatıyoruz.  Neyse ne diyoruz? İyi düşünelim ki iyi şeyler olsun. Bu aralar ne kadar çok amin ile cümle bitirdiğime inanamazsınız. Yani gerçekten yürekten istiyorum İzmir'de ya da İstanbul'da okumayı. En azından 19. tercihime gelmeden biri tutsun Allah'ım n'olur . Amin ! Şimdi ise neler yapıyorum nelerle uğraşıyorum derseniz kendime uzun zamandır ayıramadığım vakti ayırıyorum derim. Bir liste yaptım baya uzun. The Things To Do listemde uzun zamandır izleyemediğim listemde bronzlaşmaktan tutun da izleyemediğim dizilerin tüm bölümlerini izlemek, pasta börek yapmaktan spor yapmaya kadar beni mutlu edecek ne varsa ekledim. Aslında insanın kendine böyle bir liste yapması bile kendini iyi hissettirmeye yetebiliyor. Hayallerini unutmamak için değilde devamlı yapmayı hatırlamak teşvik etmek için bir yerlere not etmekten daha güzel ne olabilir ki :) Bir de kendime küçük bir fotoğraf albüm almayı ve içine yaptığım şeylerin fotoğraflarını küçük renkli postitlere yazdığım yazılarla koymayı planlıyorum. Evet bunları yapmak bana mutluluk verecek olan şeyler. Peki ya sizin yapmak istediğiniz şeyler ne ? Gelecek ile ilgili durmadan ertelediğiniz , nasılsa yarın yaparım deyip devamlı kendinizi ihmal ettiğiniz şeyler ? Bence artık sizinde yaz bitmeden kendinizi şımartmanızın vakti geldi de geçiyor bile :) Kendinize bir sorsanıza ' Ben gerçekten neyi istiyorum?' ' Ne yapsam beni mutlu eder?' diye ve tüm bunlar için gerekenler bir tutam cesaret, birazcık zaman, yeterince soğuk içecek, en  sevdiğiniz roman , belki kuaförde ve ya berberde yeni bir saç kesimi için bir randevu,kısaca ferahlıki yenilik. Sonuç inanılmaz derece yoğun ve serin bir mutluluk :)

26 Şubat 2012 Pazar

Merhaba Dünya


Güneşli  bir güne uyandım bu sabah.  Aslına bakarsanız bu dünyaya  gözlerimi açtığım ilk gün diyebilirim.  Yatağım çok rahat. Ama çok acıktım. Biraz ağlasam birileri sesimi duyarmı  diye düşünürken  sanırım cenneten  bir melek beni kollarına aldı. Evet , evet ! Böyle büyülü bir kokuya sahip bu kadar güzel bir kadın ancak bir melek olabilirdi. O zaman bilmiyordum ama ileride ona anne diyecekmişim. Ne kadar güzeldi. Kahverengi uzun saçlarına taktığı kırmızı bandı, simsiyah gözleri ve huzur dolu gülümsemesiyle beni ne kadar sevdiğini  çok güzel hissettirebiliyordu.  Bir güzel karnımı doyurduktan sonra dünya yakışıklısı, gözleri çakmak çakmak bakan bir adam yanımıza geldi, annemin elini tuttu ve anneme  ‘Prensesimiz güzelliğini senden almış.’  dedi. O an çok mutlu oldum. Demek bir de prensesmişim. Peki ama bu adam kimdi diye düşünürken birden kendimi kollarında buldum. O an dünyalar yakışıklısına aşık olmuştum. Uzun boylu ,güçlü adam gözlerini bir an bile üstümden alamıyor beni devamlı seviyor bana prenses diye hitap ediyordu. İlerde öğrenecektim ki elini hiç bırakmak istemediğim ve beni kucağına alır almaz huzur bulduğum bu yakışıklı aslında hayatım boyunca beni her türlü kötülükten koruyup kollayacak, her konuda yardım edip beni destekleyecek olan babammış. Kokusunu içime çektim ve çeker çekmez uykuya daldım. Uyandığımda içinde olduğumuz  küçücük odanın içi insan kaynıyordu. Anlamıyordum bu sevinç niye? Herkes birbirine bakıp beni konuşuyordu. Hemen başucumda gözlerinin etrafı çizgi çizgi olmuş ama yinede yılların güzelliklerini eskitemediği iki yaşlı kadın vardı. Bana bakıp anneme mi yoksa baba mı benzediğimi  konuşuyorlardı.Bu iki tatlı kadından  ileride nasıl yemek yapılacağını, nasıl kazak öreceğimi  ve nasıl kahve falına bakacağımı öğrenecekdim. Zamanında onlar annemi ve babamı bir an için sevgilerini eksik etmeden büyütmüş, ateşleri çıktığında başlarında beklemiş, bir çok sınava hazırlamış, evlendirip bugünlere getirmiş ninelerimdi. Onları sevmiştim. Biraz ötede ki üçlü koltukta ise yine ilerde en çok nazımın geçeceği dedelerim oturmuş sohbet ediyorlardı. Sanırım bugünlere nasıl geldiklerini konuşuyorlardı. Benim doğmam onlara biraz daha yaşlandıklarını hatırlatıp eskiyi düşündürmüştü. Konuşmalarına kulak kesilince anladım ki ikisinin de güçlü kırallardan farkları yoktu . Az evvel başucumda duran bu insanlar hayatın iyi ve kötü günlerini hep birlikte geçirmişlerdi. Sevinçleri hep birlikte kutlamış, sıkıntılı günleri  ise omuz omuza vererek atlatmışlador. Zamanla birbirlerinin kopmaz parçası haline gelmişler. Sanırım doğumumla birlikte ben de onların bir parçası olmuştum ve henüz ne olduğunu bilmediğim sadece hissedebildiğim aile kavramını yeni yeni öğreniyordum .Onların bir paçası olmak için sadece dünyaya merhaba demem yeterli olmuştu ve ben hepsini şimdiden çok sevmitim. Bir kaç saat sonra odaya bağıra çağıra çılgın bir adam girdi. Babama çok benzeyen bu genç adam  beni kucağına alıp büyülenmiş gibi bana baktı ve dedi ki ‘ Ne yani amca mı oldum ben şimdi?’. Beni ilk görüşte bu kadar çok seven, bu çılgın adam ancak amcam olabilirmiş zaten. İlerde anlayacaktım ki  Şimdi bana uzak olan bu anne,baba , amca,nene, dede gibi kavramlar aslında beni ben yapan ve bir parçası olduğum ailemin olmazsa olmaz üyelerinin takma isimleriymiş. Dünya tanıştığmıza memnun olduğumuz bir de keşke hiç tanımasaydım dediğimiz insanlarla doluymuş  ve zamanla hepsi dünya üzerindeki kısa misafirliğimizin birer parçası olurmuş. Ama hayatımızın öyle bir parçası varmış ki o parçada ne tanışdığıma memnun oldum ne de keşke hiç tanımasaydım deyebileceğimiz insanlarmış ve anlayacaktım ki  bu insanlar bizi biz yapan, hiçbir zaman silemeyeceğimiz bir yanımız, hayatta var olma sebebimiz olan ailelerimizmiş. 

5 Ocak 2012 Perşembe

Gerçekleşen Hayaller ve pozitif düşüncenin gücü~

Ne demiştik hayaller hakkında en son ? Çok sevgili bir dostumla bugün kahvelerimizi içerken yine düşünce gücümüzden konuştuk. Artık buna hepten inanmaya başladım. Pozitif düşünce gerçekten her şeyin ilacı gibi geliyor. Peki sadece pozitif düşünce yetiyor mu ? Tabi ki hayır. Çaba çaba çaba... Emek gerekli şu hayatta, biraz hırs (abartmadan ) , fazlasıyla istek , bol bol cesaret ve en önemlisi içinde bulunduğumuz durum pozitif düşüce ve dilek dilemek gerektiriyor. Özel bir yetenek değil. Edindiğim başka bir bilgiye göreyse biz istemeden, kendimizi kandırarak bile gülümsediğimizde vücudumuz bunun gerçek mi , sahte mi olduğunu ayırt edemeyip, bizi otomatikman mutlu edebiliyor oluşu.  Ne şaşırtıcı değil mi ? Ben kendi hedeflerimi dilimlere böldüm. Onları tek tek avlamayı tercih ettim ve şuanda başarılı oluyorum da. Peki benim ve mütemadiyen dilekleri gerçekleşmiş insanların yapabildiğini bir başkası, mesela siz neden yapamayasınız ? Unutmayın bu dünyada en önemli şey, herhangi bir şeyi isteme gücümüzdür. Sonuçta imkansız diye bir şey yoktur. Başarıya her zaman engel bir bahane bulunur. Bahaneleri fırlatıp ,başarımıza kadeh kaldırıp kutlama zamanı geldi de geçiyor bile ! Şimdi zaman pozitif düşünce zamanıdır !